Skip to content

Posts tagged ‘kalıcı kilo verme’

30
Nis

Kalori sınırlamasında alınması gereken önlemler

Bir kalori sınırlaması ortaya koymak için kiloyu 25 yaştaki ağırlık olarak düşünerek kaloriyi yavaş yavaş % 25 den 10′a in­dirmek gerekir. Bu tip örnekler bir anda, risksiz ve sık sık zor­luk çıkarmadan gerçekleşmez; özellikle yemeği hesaplamak ge­rekir.
Olası sorunlar arasında en çok karşılaşılanlar şunlardır:
* Besinlerde yanılma riski, çok az yendiğinden zorunlu ola­rak iyi besinler seçilmesi gerekir, yoksa yetersiz beslenme riski büyür ve sağlığı tehdit edebilir. Araştırmamızın ama­cı tersine döner.
* Tamamen az kalorili yeme riski: Okinavva modelinde be­sinlere bu bakış açısıyla yaklaşılmaz. Daha az kalorili ye­memek, zengin olan daha az kalori taşıyan gıdalar yemek.
* Vitaminler, mineraller ve diğer önemli elemanlardan pro­teinler, yağlar) yoksun olarak beslenmenin riski: Böyle olduğunda beslenme tam olarak sağlanmaz. Günde 1800 kalorinin altında beslenmeyi alışkanlık haline getirdiği­mizde yetersiz beslenme kaçınılmaz olarak büyür. Ne ya­zık ki aşırı fakirleşmiş tarım, karmaşık metotları, tartışılan gıdalar klasik (sonuçları garantili olmayan) beslenme alışkanlığımızı değiştirmemiz ve Okinavva’nın ilkelerine saygı duymamız gerekir (her şey garantilidir) Not: Hayal ettiğiniz gibi adanın asırlıkları tamamlayıcı gıda almamak­tadırlar.
* Uzun vadede sıkı bir kalori kısıtlaması izlemeye erişmek güçtür, sosyal uzlaşma açısından da bu olmayacaktır. Kı­zartma dolu bir tabağı dışlamak ve bu lezzetli şeye, tatlı olarak da çikolatanın sunulduğu bir lezzete hayır demek hiç de kolay değildir.
* Zayıf olma riski. İncelmek ya da ince kalmak aşırı ölçüde zayıflamak demek değildir: Gerçekten kemik üzerine ya­pışmış bir deri hiç de seksi değildir ve sağlık için de iyi de­ğildir. Cinsellik hormonlarını örnek verecek olursak (ister kadın ister erkek olsun) eğer vücutları aşırı yağsızsa bu hormonlar kötü çalışırlar.
* Can sıkıntısı ve yorgunluk riski. Kalori kısıtlamasına daya­nan bir yaşam, diğer bir anlamıyla koruyucu bir yaşam he­men hemen hiçbir çekicilik sunmaz.

Okinavva’nın ilkelerinde bu risklerin hiçbirine yer yoktur, çünkü kullanılan gıdaların hepsi çok hafif (az kalorili), ama vita­minler, mineraller, proteinler vb. olarak çok zengindir. İdealdir­ler de. Ve burada şimdi güzel bir haber verelim: Daha az yiye­rek kalori kısıtlaması ilişkisini otomatik olarak sağlayabilirsiniz. Kısacası, hamburger, kızartmalar, dondurma, şeker verilen bir beslenme deneyi sonucunda denekler tam olarak 3000 kalori al­dılar. Aynı deneklere daha yüksek kalitede ve doyurucu başka bir beslenme şeması daha sunuldu, gönüllüler tam 2500 kalori aldılar. Bu kıyaslama oldukça ilginçtir, bir taraftan daha az yiye­rek 500 kalori azaltılabilir, diğer taraftan katılımcılar çabalama­dan azaltılır, gıda kalitesi bir rejimin başarısında kesinlikle önemli bir faktördür.

  • Share/Bookmark
30
Nis

Kalori kısıtlaması ve genler

Bu nokta küçük biraz teknik içermesine rağmen gereklidir. INSERM U 383 genetik kromozomlar ve kanser Hopital Necker Claudine Junien, “Daha fazla yemek daha fazla strestir, genleri­miz daha çok sıkılır. Her gün az yemek en iyisidir. Bu görüş açı­sıyla baktığımızda kalori kısıtlaması çok faydalıdır,” diye açıkla­mıştır. Peki, bununla ne denmek istenmiştir? Örneğin göğüs kan­serinin taşıyıcı geni nedir? Güneşte kalmaktan olabilir, az ye­mekten olabilir, çok fazla kalori tüketmekten ortaya çıkabilir ak­sine; çok sorulan bir soruyu cevaplıyoruz, bizler genlerimiz üze­rinde büyük etkiye sahibiz. Genlerimiz kaderimizi belirlemiyor; bizler, yaşamsal alışkanlıklarımızla onların kaderini belirtiyoruz!
Diğer taraftan elverişsiz davranışlarla genlerini berbat eden­ler (örneğin sigara içerek) çok güçlü bir olasılıkla kötü alışkan­lıklarını çocuklarımıza bulaştıracaklar ve onların sağlıklarını da bozacaklar böylece onları ciddi hastalıklardan korumamız ol­dukça zor olacak. Genlerimizi düşünmeliyiz!

  • Share/Bookmark
30
Nis

Birkaç kelimeyle kalori yoğunluğu

Tamamıyla daha az kalorili besinler tüketerek daha çok ye­mek için ne yapılabilir? Soru çok karmaşık görünebilir, halbuki cevabı oldukça mantıklıdır. Sistematik bir şekilde kalori yoğun­luğu düşük gıdalar tüketmeyi seçmeye dayanır.

Kalori yoğunluğu belirtilirken gıdalarda 100 gr olarak ele alı­nır. Bu en az “0″ olur (su, çay) ve maksimum olarak da 900′dür (yağ). Kalori yoğunluğu arttıkça daha çok dikkat edilmesi gere­kir. Besinler için tersi kullanılırken, kalori yoğunluğu içten düşürülmeye başlanır. Kısacası, kalori yoğunluğu az olan besinler ne sağlığı ne de dengeyi tehdit etmeksizin irade dahilinde tüketilir. Onların sayesinde daha çok besin, ama daha az kalori tüketilir. Okinavva’da, kalori yoğunluğu yüksek ve çok yüksek olan bu iki grubun gıdalarından hemen hemen hiç tüketilmez. Bunun nedeni nitelik olarak çok zayıf olmalarıdır. Okinavva’lılar yalnız­ca düşük ve çok düşük yoğunlukları olan bu besin gruplarından yerler. Bu durumun diğer bir nedeni de büyük oranda kalori yo­ğunluğu az olan besinlerin aykırı biçimde daha çok mikrobesinler içermesidir, (vitaminler, mineraller) O halde denebilir ki bunlar güçlü ve yoğun bir beslenme tablolar sunarlar. Tam ter­sine, kalori yoğunluğu yüksek olan besinlerin genel olarak mikrobesinleri azdır.

  • Share/Bookmark
30
Nis

Neden öncelikle “kalori yoğunluğu”?

Çünkü kalori yoğunluğu her gıda için hesaplanması çok ko­lay olmayan fakat tüketilen gıdanın niteliğini belirten bir önem taşır. Bunun için kalori miktarını tüketilen miktara (gr) bölmek gerekir. Ortaya çıkan sonuç kalori yoğunluğudur. Bu önemlidir, çünkü salatanın içine asla 100 gr yağ konmaz. Bu diğer gıdalar için de geçerlidir. Şüphesiz, yemeden önce her şeyi hesaplamak sorun edilmez (yoksa yemeğimiz soğuyacaktır). Bu nedenle ön­celikli gıdaları tablo formunda sınıflandırdık. Tabloda yalnızca bir kerede “sorunsuz” (özünde yanıltıcı) tehlikeli olabilecek gı­daları belirledik. Beklenildiği gibi meyve ve sebzeler, soya bak­lagiller, balıklar ve iyi not alan zayıflatıcılardır. Bunlar Okinavva beslenmesinde büyük yer kaplayan gıdalardır.

  • Share/Bookmark
30
Nis

Kusursuz bir beden

Şimdikinden daha sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi istemek ve bunun arayışına girmek yaşamınızın birçok bölümünde size yar­dımcı olur. Ama öte yandan kusursuz bir görünüm kusursuz bir beden sahibi olmaya çalışmak ne iyi, ne de yararlıdır. Kafamızı kusur­suz bir görünüme sahip olmaya odakladığımızda kendimizi de düş kınklığına hazırlamakta olduğumuzu unutmamalıyız. Aslında ger­çek yaşamda kusursuzluk diye bir şey yoktur çünkü elde ettiğimiz her basan ya da her aşamada şöyle veya böyle yapsaydık daha iyi olurdu diye düşünmeden edemeyiz. İşe yarayan, size amaçlarınız doğrultusunda hizmet edebilecek sağlıklı bir bedene sahip olmanın yollarını arayın yoksa vitrinde sergileyeceğiniz kusursuz bir bedeni değil.

  • Share/Bookmark
30
Nis

Tesadüf sonucu cilt kanseri aşısı bulundu

Laborantın sakarlığı, cilt kanseri aşısının bulunmasına yol açtı.

ABD, Chicago’daki Rush Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, cilt kanseri hastaları için umut oldu. Üniversitenin tıp merkezinde görev yapan Dr. Howard Kaufman, ilerlemiş melanoma hastaları için bir aşı geliştirdiklerini açıkladı.

İngiltere’de klinik olarak denenen aşının, bazı hastalardaki çok ileri safha melanomayı bile tedavi etmeyi başardığını belirten Kaufman, “Bu sayede her yıl binlerce hayat kurtulabilir” diye konuştu.

Söz konusu aşı, beklenmedik bir tesadüf sonucu keşfedildi. Başta genital uçuk tedavisi için geliştirilen aşı, laboratuvar ekibinden birinin hatası sonucu, içinde melanoma hücreleri bulunan kaba damlatıldı. Araştırmacılar, kapta bulunan hücrelerin öldüğünü fark edince, heyecanla çalışmaya koyuldu ve çalışmaların kapsamını genişletti. Sonuçta ortaya, cilt kanseri tedavisinde çığır açan bu aşı çıktı.

Aşının denemelerine katılan 50 metastaslı melanoma hastasından sekizi tamamen iyileşti, dördü ise kısmi olarak tedaviye cevap verdi. Oysa melanomanın son aşamalarında bulunan hastalar, hastalık vücutta sıçrama yaptığı (metastas) takdirde genellikle sadece altı ay yaşayabiliyor. Tümör hücrelerine saldırıp sağlıklı hücrelere zarar vermeyen aşı, aynı zamanda vücudun deri kanseriyle mücadelesini de güçlendiriyor. Lisans konusunun seri bir şekilde halledilebilmesi halinde, aşının beş yıl içinde piyasaya çıkması bekleniyor.

  • Share/Bookmark
30
Nis

Zıplamanın sağlığa faydaları

Günde, trambolin üzerinde geçireceğiniz bir kaç dakika, size fazla kilolarınızdan kurtulmak, vücudunuzun temizlenmesine yardımcı olmak, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek gibi faydalar sağlar…

  • Share/Bookmark
30
Nis

Mecbur kalmadıkça sezaryen yaptırmayın

Normal doğum ile ilgili anlatılan doğum anıları doğum korkusuna, doğum korkusu da sezaryene olan talebi artırıyor.

Ülkemizde neredeyse her iki doğumdan biri, sezaryenle gerçekleşiyor. Anne adaylarının sezaryeni tercih etmesinin nedenlerinin başında ise, çevreden duydukları doğum öyküleri geliyor. Normal doğum ile ilgili anlatılan doğum anıları doğum korkusuna, doğum korkusu da sezaryene olan talebi artırıyor.

Gelişmiş ülkelerde yüzde 15-25 düzeyinde olan sezaryen ile doğum oranı Türkiye’de yüzde 50′ye çıkıyor. Anne adaylarının sezaryen ile doğumu tercih etmelerinde tıbbi gereklerden daha çok, korkular rol oynuyor. Doğumun 8-15 saate yayılan bir eylem olması ve ağrı korkusu, kadınları sezaryene itiyor. Ancak kadın doğum uzmanları bu durumun normal doğum lehine değişmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Tolga Ergin, “Normal doğumun sevdirilmesi, yaygınlaştırılması ve komplikasyonlarının engellenmesi, doğumu olması gerektiği gibi icra eden doğum uzmanlarının sayesinde olacaktır” diyerek, hamile ile doktoru arasında kurulacak güvene dayalı ilişkinin, korkuların üstesinden gelmede yardımcı olacağını söylüyor. Doğum şeklinin hamileliğin son aylarına bırakılmadan 20-24. haftalardan itibaren konuşulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Ergin, doğuma hazırlık kurslarının da büyük önem taşıdığını anlatıyor ve ekliyor:

“Burada en büyük sorun anne adayının korkusu. Daha önce doğum yapmış annelerin anlattığı doğum anıları, anne adayının korkmasına ve sezaryene meyil etmesine neden oluyor. Doğum eylemi uzun bir süreç ve doğum ağrısı, hakikaten şiddetli bir ağrıdır. Ancak bu ağrı nedeniyle sezaryeni tercih etmek doğru değil. Çünkü ağrısız normal doğum yapmak mümkün. Epidural anestezi sayesinde anne adayları ağrısız doğum yapabilirler. Epidural anestezi, doğum eyleminde veya sezaryen operasyonunda ağrı hissini ortadan kaldırmak için kullanılan özel bir bölgesel anestezi şekli. Genel anesteziden farkı, anne adayının işlem esnasında uyanık olması ve etrafında olup bitenleri tümüyle algılaması”.

Normal doğumun; ağrıların başladığı, rahmin gereken açıklığa ulaştığı, bebeğin ve plasentanın doğduğu üç evreye ayrıldığını anlatan Doç. Dr. Ergin, ağrı kesmede altın standardın epidural anestezi olduğunu vurguluyor. Epidural anestezi, omuriliğe belirli bir mesafede takılan katetere verilen ağrı kesici ile gerçekleştiriliyor. Ağrısız doğum için diğer bir seçenek ise suda doğum. Her Kadın-Doğum uzmanının eğitimini, normal doğum üzerine aldığını, dolayısıyla bu yöntemi desteklediğini vurgulayan Doç. Dr. Ergin, “Doğum yöntemine anne adayı ile birlikte karar verirsiniz, ancak onu zorlayamazsınız” diyor.

SEZARYEN ÇEŞİTLİ RİSKLER TAŞIYOR

Doğum süreci başladığında anne ve bebek de yakından takip ediliyor. Standart olarak annenin karnına takılan alıcılarla bebeğin kalp ritminin izlendiğini anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Bebek doğrudan da takip edebiliyor. Annenin rahim ağzı açıklığı belirli bir safhayı geçtikten sonra, bebeğin başına takılan elektrotlarla oksijen alımını ve kan akımını görebiliyor. Problem olduğunda, anında sezaryen yapabiliyor. Eğer hamilelik sırasında sezaryene karar verildiyse, bebeğin 39. haftadan önce alınmaması gerekiyor, aksi takdirde bebeklerde akciğer sorunu görülebiliyor.

Sezaryeni “Pubik kemik denilen kemiğin 2-3 cm. üzerinden yatay olarak yapılan bir kesi” olarak tanımlayan Doç. Dr. Ergin, karın katlarının ardından uterusun kesildiğini ve bebeğin doğumunun bu yolla gerçekleştirildiğini söylüyor. Gelişen ameliyat teknikleri ve anestezi, iyileştirme süreçlerini etkilese de, sezaryende enfeksiyon, kanama ve pıhtılaşma sorunu görülme riski daha yüksek oluyor.

NORMAL DOĞUM AVANTAJLI

“Adı üstünde normal doğum” sözleriyle normal doğumun avantajlarından bahseden Doç. Dr. Tolga Ergin, “Sonuçta bu zamana kadar tüm memelilerin yaptığı doğum yöntemi. Anne çok çabuk iyileşiyor, hemen ertesi gün bebeğin bakımı ile yakından ilgilenebiliyor. Hemen bebeğini emzirebiliyor. Bütün doğum sürecini yaşayan anne, duygusal açıdan yüksek bir seviyeye çıkıyor, özgüveni artıyor ve bu durum ona, psikolojik olarak avantaj sağlıyor.” diyor.

SEZARYEN GEREKTİREN DURUMLAR

Doğrudan sezaryen uygulanması gereken durumlar:
• Plasentanın önde olması ya da bebekten erken ayrılması.
• Bebeğin ters gelmesi.
• Annenin ıkınmasını engelleyecek kalp sorunları yaşaması.
• Bebek kordonunun önden gelmesi.
• Çok küçük ya da çok iri bebek.
• Uterusa miyomların alınması vs. gibi daha önceden cerrahi bir müdahale yapılmış olması.
• Aktif herpes (uçuk) bulunması.

Normal doğum başlamışken sezaryen yapılması gerektiren durumlar:
• Bebeğin oksijen alımının ve kalp ritminin bozulması.
• Baş, pelvis uyumsuzluğu denilen bebeğin başı ile annenin kemik yapısının uyuşmaması durumu.
• Rahim ağzının yeterli açıklığa ulaşmaması.
• Mekonyum, yani bebeğin ilk kakasını anne karnında yapması.

  • Share/Bookmark
29
Nis

Doğal sağlık iksiri zeytinyağı

Lokman Hekim’in sağlık iksiri zeytin ve zeytinyağı ile sağlıklı lezzetler hazırlamak için özel üretim yapan dükkanlarda, mis kokulu zeytinler ve zeytinyağları bulmanız mümkün.

Bizim evde üç öğün zeytinyağı tüketilir. Sofraya her zaman bir kase içinde zeytin konulur, yemeğin tadı öyle çıkar. Dedemin zeytinliğinden el emeği göz nuru ile sofraya gelen mis gibi zeytinyağı ile… Uzun süredir birçok restoranda yemek servisinden önce zeytinyağı ve ekmek servisi yapılmaya başlandı. Bir zeytinyağı sevdalısı olarak bundan büyük memnuniyet duymaktayım. Bir de yanında nefis salamura, kalamata, çizik, kırık zeytinler geldi mi, o zaman değmeyin keyfime! Zafer, akıl ve barış simgesi zeytin ağacının narin dallarından dökülen zeytinler ve bu zeytinlerden çıkan zeytinyağının gücü uygarlık tarihi boyunca kanıtlanmış…

Günümüzde zeytinyağı elde edebilmek için bu kültürün yayılmasında öncü rol oynayan Giritliler’in usulü hala baki. Elle toplama ya da silkme yöntemlerine devam ediliyor. Bu altın sıvıyı üretmek için zeytinler üç basit aşamadan geçiliyor. Zeytin, kabuğu patlatılarak sıkılıp hamur haline getiriliyor, preslenip hamurundan yağ çıkarılıyor. Son olarak ayırma, yani yağı bitkisel sulardan arındırma işlemi gerçekleştiriliyor. Eski Mısır’da, Anadolu’da zeytin çuvallarının iki çubuğa bağlanarak kendi eksenleri etrafında döndürülmesinden, ahşap presler, mermerden oyulmuş silindirlere kadar birçok sıkma, yağ çıkarma yöntemleri kullanıldı. Tarihte ve mitolojide zeytin ve zeytinyağının sağladığı şifa ile ilgili birçok hikaye mevcut.

Sağlık iksiri

Zeytin ağacı ve zeytinyağı kültür tarihine ilişkin yapılan çalışmaların hiç birinde adı geçmeyen Anadolu’nun talihi değişiyor gibi görünüyor. Urla’daki antik Klazomenai kentinde yapılan arkeolojik çalışmalarda, 2500 yıllık tarih gün ışığına çıktı ve İyonlar’ın M.Ö. 10′uncu yüzyılda kurdukları antik kent Klazomenai’de gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, zeytinyağı üretimi konusunda çok çarpıcı bulgular elde edildi. Bu da Klazomenai’nin bir zeytinyağı cenneti olduğunu ortaya çıkarıyor.

40 bin yıldır yeryüzünde bulunan ve neredeyse 8 bin yıldır yetiştirilen zeytin ağacının sağlımıza düşündüğümüzden daha çok katkısı var. Lokman Hekim’in egzama, ses kısıklığı, gözleri kuvvetlendirmek, genç kalmak için hazırladığı merhemlerin ana maddesi zeytinyağıydı. Yeni doğmuş bebeklerde beyin gelişimi için 1/6 oranında gerekli olan linoleiklinolenik asit oranı, zeytinyağında yüksek seviyede olduğundan, bebek bekleyen ve emziren annelerin beslenmesine en uygun yağ zeytinyağı.

Kan basıncını düzenlemede olumlu etkisi olduğu gibi, zeytinyağı ile yapılan zengin bir diyet şeker hastalığının oluşumu için de önleyici ve geciktirici etki sağlıyor. Kanser, karaciğer ve bağışıklık sistemi hastalıkları ve yaşlanmayla ilgili olarak günde 25 miligram fenolik madde alımı, bu hastalıkların oluşumunu ciddi derecede azaltıyor. Sadece iki yemek kaşığı sızma zeytinyağında 10.5 miligram fenolik madde mevcut. Reflü oluşumunu engelleyip, midenin hareketini yavaşlatarak gıdaların içerisindeki faydalı bileşiklerin ince bağırsaktan daha yavaş geçmesi sonucu, daha iyi emilmeleri için yeterli zamanı yaratıyor.

Lokman Hekim’in sağlık iksiri zeytin ve zeytinyağı ile sağlıklı lezzetler hazırlamak için özel üretim yapan dükkanlarda, mis kokulu zeytinler ve zeytinyağları bulmanız mümkün.

Zeytinyağı satın alırken

Asit oranı, üretim ve son kullanma tarihi belirtilmeyen yağlardan uzak durun. Yağın hangi bölgeden geldiğine dair bilgi sahibi olmaya özen gösterin. Cam şişede ya da uygun tenekelerde satılan zeytinyağlarını tercih edin ve serin, karanlık bir yerde muhafaza edin. Zeytinyağlı, zeytinli mis kokulu sağlıklı bir yaşam dileğiyle…

  • Share/Bookmark
29
Nis

Yemekten sonra çay içmeyin, yürümeyin

Türkler genelde yemekten sonra demli bir çay ya da sigara içmeyi, bir ritüel haline getirmiştir, ancak bu ve daha birçok alışkanlık aslında çok zararlı.
Yemek yedikten sonra keyif olarak adlandırdığınız ritüeller var mı? Bir sigara yakmak ya da kısık ateşte demlemeyi ihmal etmediğiniz çay gibi…

Peki bu alışkanlıkların ne kadar zararlı olduğunu biliyor musunuz? İşte yemekten sonra yapmamanız gerekenler:

• Araştırmalar yemekten sonra içilen tek bir sigaranın 10 taneye bedel olduğu kanıtlıyor. (Kanser riski de doğru orantıda artıyor)

• Yemekten hemen sonra meyve yemek midenin hava ile dolmasına sebep oluyor. O yüzden meyvenizi yemekten 1-2 saat önce ya da sonra yemelisiniz.

• Çay yaprakları yüksek oranda asit içerdiği için yemeklerden aldığımız proteinleri sindirmemizi zorlaşır.

• Yemekten sonra kemer gevşetmek bağırsakların bükülmesine ve bloke olmasına sebep.

• İnsanlar genellikle yemek yedikten sonra yürümenin ömrü uzattığına inanır. Halbuki bu doğru değil. Yürümek, sindirim sisteminin yediğimiz yemeklerden nütrientleri özümsememesine sebep olur. Yani yediğimiz yemeğin hiçbir anlamı kalmamsına…

• Banyo yapmak kan akışını ellere, ayaklara doğru çoğaltır ve bu da midenin etrafındaki kan miktarını azaltır. Sonuç olarak, sindirim sistemini zayıflatır.

• Yemekten hemen sonra uyuduğumuzda, yediklerimizi yeterince sindiremeyiz. Bu da bağırsak iltihaplanmalarına ve mide rahatsızlıklarına sebep olur.

  • Share/Bookmark